Etiketler

, , , , ,

1940’lı yılların öncesinde Çin sineması karakteristik olarak kendine özgü özellikler taşıyordu. Olumlu ya da olumsuz, bu dönemde Çin sinemasında Çin kültüründen izler görülür.

İlk dönem Çin sinemasının özelliklerinden biri, temponun yavaş olmasıdır. Batı dünyasıyla kıyaslandığında, bu dönem Çin sinemasındaki olayların akışı nispeten yavaş ve dengeliydi. Filmlerde zaman açısından büyük dalgalanmalar ve atlamalar olmazdı. Hikayeler, her aşamasıyla ayrıntılı olarak anlatılıyordu.

1947 yılında çekilen “Nehir Suları Doğuya Akar” adlı filmde, Suzheng ve Zhang Zhongliang adlı baş karakterlerin tanışıp birbirine aşık olmaları ve daha sonra ayrılmaları uzun uzadıya anlatılmıştır. Böylesi durağan bir anlatım, o dönemin yabancı filmlerde çok nadir görülüyordu. Mesela 1940’lı yıllarında çekilen “Yurttaş Kane” adlı Amerikan filminde Kane’nin hayatını beş kişi hatıralarıyla basit, hızlı ve özünü yansıtacak bir şekilde sergilenmişti.

Tıpkı geleneksel Çin edebiyatında olduğu gibi, Çin filmlerinde de olayların başlangıcına ve sonuna büyük önem veriliyordu. Hikayelerin başlangıcı, gelişimi, karmaşık hale gelmesi, heyecanın doruk noktasına çıkması ve sonu hiç eksik olmazdı.

1933 yapımı “Büyük Yol” adlı film, baş oyuncunun hayat hikayesiyle başlar. Aslında bu film, yetişkin olan baş kahramanın başından geçen olayla başlasaydı, daha sade bir anlatım dili kullanılmış olacaktı. Ama geleneksel sanatta bir başlangıcın olması şarttır. Örneğin Çin’in geleneksel tiyatrolarının başlangıcında kahramanların özgeçmişi mutlaka anlatılır. 1933 yılında Xiayan’ın senaryosunu yazdığı, Zhang Shichuan’un yönettiği “Kozmetik Pazarı” adlı filmde, alışveriş merkezinde satıcı olarak çalışan kadın kahraman, kadınların erkeklerin hakaretine uğramaktan başka çıkış yolu olmadığı şeklindeki geleneksel düşünceye karşı çıkıyordu. Film, bu kadının çalıştığı alışveriş merkezinden ayrılmasını anlatıyordu. Ama, filmin yapımcısı, filmin bir sonu olması gerektiğini, aksi takdirde Çin’in sanat geleneği ve Çinlilerin alışkanlığına uymayacağını savunmaktaydı. Bu sebeple, bu film gereksiz yere uzatılmıştır. Halbuki Amerikan film kurgusuna göre, filmler genellikle hikayenin doruk noktasıyla başlar.

Çin sinemasının anlatım hızının yavaş olması, Çinli’lerin uzun zamandan beri içinde oldukları pisikolojik durum ve izleme alışkanlığıyla yakından ilgiliydi. Genelden bakıldığında bu durumun Çin toplumunun binlerce yıl içinde hep yavaş gelişmesine bağlı olarak oluşan pisikolojik ortamın bin yansıması olduğunu söyleyebiliriz.

Anlatım, ilk dönem Çin sinemasının ikinci belirgin özelliğidir. Bu dönemi temsiledenfilmlere bakıldığında, mecazi ve duygusal anlatım yöntemleriyle insanları etkileyen havanın yaratılmasına önem verildiği görülür.

1934 yılında çekilen “Yu Guang Qu” (Balıkçı Şarkısı) adlı filmde, şafak vakti uçsuz bucaksız Doğu Çin Denizi’nin kıyısında acılı şarkılar söyleyen balıkçılar ile çevrelerindeki güzel manzara arasında çok açık bir zıtlık bulunmaktadır. Şiirsel özellikler taşıyan ve her karesi bir resmi andıran bu filmde, sinema sanatı ile müzik, gerçek ile hayal dünyası birleştirilmiş ve izleyiciyi derin düşüncelere sokan bir hava yaratılmıştır.

İlk dönem Çin sinemasında kullanılan izlenimci anlatım, Çin’in kültürel geleneklerinden kaynaklanıyordu. O yıllarda en genç sanat dalı olan sinemanın, büyüme ve gelişme sürecinde geleneksel kültürlerin etkisinde kalması kaçınılmazdı. Diğer taraftan sinema, farklı sanat dallarını birleştiren bir sanat dalı olma özelliğine de sahiptir. Resim, tiyatro ve edebiyat gibi sanatların özellikleri ve gelenekleri, sinemada buluşarak, bu yeni sanatın gelişimine yön vermiştir.

İlk dönem Çin sinemasının üçüncü özelliği ise karşılaştırmalı anlatımdı. Çin tarihine bakıldığında Çin’in eski felsefelerinden Ying-Yang felsefesinin, zıtlık temelinde kurulduğu görülüyor. Başlangıcından itibaren Çin kültürünü etkisi altına alan bu felsefe, ilk dönem Çin sinemasında da açık bir şekilde etkisini gösterdi. Mesela, “Jie Mei Hua” (Çiçek Gibi Kardeşler) adlı filmde, ikiz kız kardeşlerin farklı hayat öyküsüyle askeri diktatörlük yönetiminin karanlığı ve yolsuzluğu açığa vurulmuştur. Filmde iki kardeşin yaşamlarının karşılaştırılması tek bir oyuncu tarafından canlandırılmıştır.

Karşılaştırmalı anlatım yöntemi, sanatta telkin amacıyla kullanılıyordu. Çin’de edebiyat ve sanat, her zaman eğitici ve ahlaki temellere dayanan bir rol üstlenmişti. Bu yüzden karşılaştırmalı anlatım sık kullanılan bir yöntemdi. Zıtlık bir taraftan çatışmayı beraberinde getirerek daha büyük bir çekicilik de yaratıyordu. Bir taraftan da birbirine zıt olan iki olgunun özellikleriyle yapılan karşılaştırma ile daha çarpıcı bir anlatım elde ediliyordu.

İlk dönem Çin sinemasının dördüncü özelliği de efsanevi öykülerdir. Bu dönemki filmlerde, daha dolambaçlı ve sıradışı öyküler işleniyordu. Bu nedenle Batı sinemasında sık görülen ve ana temadan bağımsız olan sahneler, ilk dönem Çin filmlerinde çok az görülüyordu. Bu dönemdeki Çin filmleri, görsel açıdan oldukça tek düzeydi.

İlk dönem Çin sinemasında çekimler genellikle genel planda ve standart kamera objektifleriyle yapılıyordu. Bu da bu dönemdeki Çin sinemasının beşinci özelliğidir. Genel planda oyuncular belirli bir ortamın içindeydiler. Böylece izleyiciler, oyuncuları bir bütün içerisinde görüyorlardı. Oyuncular, aynı zamanda,  hem olayın içinde, hem de olayların akışı içinde anlatılabiliyordu. Bu tarz, Çin’in klasik estetik anlayışındaki “insanları olayla anlatma” kuralına da uymaktadır.

Tüm bu özellikler, Çin sinemasının daha sonraki gelişimini de önemli ölçüde etkilemiştir. Bu özelliklerden bazıları, kültürel miras olarak devam ettirilirken, bazıları demode olduğu için zamanla terkedilmiştir.