Etiketler

, , , , , , ,

Feng Xiaogang’ın yönettiği Aftershock () adlı film, 1976’da meydana gelen ve 23 saniyede 240 bin kişinin ölümüne sebep olan Tangshan Depremi’nin yol açtığı 32 yıllık bir trajediyi anlatıyor.

Zhang Jingchu ve Xu Fan’ın başrollerini üstlendiği film, gösterime girişinin henüz 3. haftasında gişe rekoru kırdı. Ayrıca, ABD dışında çekilen ilk IMAX filmi de oldu.

Film, Çin’in kuzeydoğusundaki Tangshan kentinde yaşayan iki çocuklu bir ailenin olağan yaşamıyla başlıyor. Anne rolündeki Yuan Ni, kocası ve Fang Deng ve Fang Da adındaki çocuklarıyla Thangshan kentindeki küçük evlerinde, sıradan bir hayat sürüyor. Baba ve çocuklar, kamyonetle işten dönüyorlar. Baba çocukları çarşıya bırakıyor, harçlık vermeyi de ihmal etmiyor. Çocukların elinde bir vantilatör var. Çocuklar, ufak bir sokak kavgasını başarıyla atlattıktan sonra, koşarak evin yolunu tutuyorlar. Vantilatörü masaya koyuyorlar. Anne de çocukların yanına geliyor. Ferahlıyorlar. Bu sahnedeki huzur, görülmeye değer. Bu huzur ve ferahlık, ailenin son mutlu anı oluyor.

O gece çocuklarını uyutan çift, sıcak bir yaz günü, biraz hava almak için dışarı çıkıyor. Çiftin, üçüncü çocuğu yapma niyeti var. Tam da bu niyet için girişimde bulunmak amacıyla kamyonetin arkasına geçtikleri sırada, ülke tarihinin en şiddetli depremlerinden biri başlıyor. Yüzyılın en yıkıcı felaketlerinden biri olan Tangshan Depremi, yaklaşık bir milyon nüfuslu kenti 23 saniyede yerle bir ediyor.

Anne ve baba, depreme kamyonda yakalanıyor. Ne olduğunu anlar anlamaz, eve doğru koşmaya başlıyorlar. Burada annenin, yürek yakan ilk çığlığını duyuyoruz: “Çocuklarım!”

Deprem sahnesi, Spielberg vari bir Amerikan filmini anımsatıyor. Çift evlerine güç bela vardığında, ilk kayıp yaşanıyor, baba dört bir yandan savrulan beton ve demirlerin altında kalıyor.

İlk şokun ardından, insanlar kendi imkânlarıyla yakınlarını enkaz altından çıkarmaya çalışıyor. Halk Kurtuluş Ordusu da, bölge halkına yardım etmek için dev bir konvoyla yola çıkıyor.

İki çocuğun yaşadığı anlaşılıyor. Erkek çocuk Fang Da, kız kardeşine göre daha yüksek bir sesle hayatta olduğunu söylüyor. Sesi, yukarıda duyulabiliyor. Kız çocuk Fang Deng’in sesini ise ancak kardeşi duyabiliyor. Fang Deng, küçük bir taş parçasını, etrafındaki moloz yığınına vurarak ses çıkarıyor.

Bu esnada, anneyi zor bir tercih bekliyor. Çocuklar, bir beton sütunun iki tarafında sıkışmıştır. Kurtarma ekiplerinin, çocuklardan birini kurtarmak için sütunu kaldırılması durumunda, diğerinin yaşama şansı kalmayacaktır. Anne bir müddet direnir, ikisinin de kurtarılmasını ister. Çocuklar yukarıda konuşulanları duymaktadır. Güçlükle ikna edilen anne, acı içinde bu zor seçimi yaparak, oğlunun kurtarılmasını ister. Kız çocuğun gözünden bir damla yaş geldiğini görürüz ve o gözyaşıyla birlikte moloz yığını kızın üzerine çöker…

Annenin ikinci çığlığını duyarız: “God! You bastard!”

Halk Kurtuluş Ordusu’nun bölgeye gelmesiyle, kurtarma çalışmaları düzenli bir hale sokulmuş ve sağ kalanlar için büyük kamplar kurulmuştur. Ordu, bir yandan arama-kurtarma çalışmaları yapar, diğer yandan halkın moralini de yükseltmeye çalışır.

Enkaz altından çıkarılan cesetler toplanmaktadır. Bu esnada, baba ile kızını yakım planda görürüz. Müthiş bir yağmur yağmaktadır. Fang Deng, bir öksürükle kendine gelir, gözlerini açar, yanında yatan babasının cansız bedenine bakar, ayağa kalkar, ne olup bittiğini anlamaya çalışır, boş gözlerle etrafına bakmaktadır. Bu esnada bir asker parkasını kızın omzuna asar ve ailesinin nerede olduğunu sorar. Birkaç kez soruyu yineler. Kız cevap vermez. Kızı kucaklayan asker onu kapma götürür.

Tangshanlı ailenin dramı böyle başlar.

*

Anne, oğlu Feng Da’yı büyük fedakârlıklarla büyütmeye çabalarken, Fang Deng, depremzedeler için kurulan bir kampta yaşamaya başlar. Bu arada, çocukları olmayan bir asker ailesi, Fang Deng’i evlat edinir.

Kendisi enkaz altındayken, annesinin yaptığı seçimi aklından bir an olsun çıkaramayan Feng Deng, yıllarca konuşmaz. Kimliğini ve geçmişini hatırlamıyormuş gibi davranır. Deng’i sevgiyle büyüten yeni ailesi ise sabırlıdır. Sonunda Deng, yeni ailesini benimser ve konuşur. Aile tarafından özenle yetiştirilen Deng, sonunda doktor olmak için tıp fakültesinin yolunu tutar.

Öte yanda ise, oğlunu kurtarmayı seçen anne Yuan Ni, hiç dinmeyen bir ıstırap içinde yaşamaktadır. Bir taraftan oğlunu zorluklar içinde büyüten Yuan Ni, diğer taraftan kızının acısını kalbinde taşır. Bisikletle taşımacılık hizmeti veren oğul Fang Da, işlerini büyütür ve henüz gençlik döneminde bir seyahat şirketi kurmayı başarır.

Tıp fakültesine giden kardeşi Deng ise, okulu terk eder. Bu yüzden, kendini evlatlık edinen ailesiyle anlaşmazlığa düşen Deng, dört yıl sonra, özür dilemek için tekrar onların karşısında çıkar. Deng, babasıyla barıştıktan sonra, yıllar boyu gizli tuttuğu anılarını da, sonunda ona anlatır. Gerçek ailesini hatırladığını, enkaz altındayken annesinin kendisini kurtarmayı tercih etmediğini söyler. Deng, ardından yabancı bir adamla evlenerek Kanada’ya taşınır.

Çin’in Erzincan’ından Marmara’sına..

Aradan yıllar geçmiş, herkes kendince “normal” yaşamına dönmüştür. Ancak 2008 yılında Çin büyük bir depremle daha sarsılır. 12 Mayıs 2008’de Sichuan’da meydana gelen deprem, Çin halkının Tangshan Depremi’nden kalan acılarını tazeler.

Deprem haberini işyerinde alan Fang Da, hemen deprem bölgesine koşar. Fang Deng ise haberi Kanada’daki evinde televizyondan öğrenir. O da vakit kaybetmeden, bir sırt çantası alarak, halkına yardım etmek için Çin’e döner.

Sonrası malum; iki kardeş, bir vesile, deprem bölgesinde karşılaşırlar. Çin sinemasında, sizi hayrete düşürecek sürprizler pek yoktur, izleyici, bir karşılaşmanın yaklaştığını bilir ve izler. Çin sinemasında etkileyici olan, hiç de sürpriz olmayan bir sahnenin, göz göre göre gelişi, o anın gerçekliği, o sahnenin arka planındaki toplumsal, kültürel, politik dramlardır. Çoğu Çin filmi sürpriz vaat etmez; Çin’de, gerçek, bağıra çağıra gelir ve yaşanır.

Yönetmen Feng Xiaogang, kardeşlerin karşılaşma anını es geçmiştir, o ilk kavuşma sahnesini çekmez. Fang Deng, Tangshan depremiyle ilgili anılarını anlatan gencin kardeşi olduğunu anladığında, bir sonraki sahnede iki kardeşi bir otobüste görürüz. Annesine duyduğu öfkeyi içinde taşıyan Fang Deng, 32 yıl sonra Tangshan’da yaşayan annesiyle yüzleşmeye karar vermiştir.

Tıpkı annenin, iki çocuğundan birini seçmesi gibi, yönetmen de, iki kavuşma sahnesinden biri seçmiş, diğerinden feragat etmiştir. Bu, anneyle kızın karşılaşmasını, izleyici için daha da heyecanlı hale getirir. Ağlamalar, çığlıklar, yere kapanıp af dileyen bir anne…

32 yıl sonra, anne ve çocukları, depremde ölen babalarının mezarını ziyarete giderler. Deng, işte bu ziyarette, onca yıl boyunca annesinin yaşadığı ıstırabın farkına varacaktır. Bir evladını feda etmek zorunda kalan anne, 32 yılın her gününde, bu kararın acısıyla yanmıştır. Kızı Fang da, mezarlıkta annesinin dizleri önüne çöker. Annesini aramaktan kaçındığı onca zaman boyunca, ne büyük ıstıraplara neden olduğunu anlayan Deng, göz yaşları içinde, annesinden af diler…

Filmin sonunda, tam 32 yıldır her gün bisikletiyle depremde kaybettiği karısı ve üç çocuğunun mezarını ziyaret eden Tangshanlı bir adamın görüntüleri ekrana gelir.

“Depremin sarsıntısı binalarda değil, kalpte hissediliyor”

Yönetmen Feng Xiaogang, bir söyleşide, bu filmin, duygusal açıdan hayatının en zor filmi olduğunu söyler. Deprem anlarının ortak yaşandığını, ancak depremin ardından birbirinden farklı acıların, yüz binlerce kalpte ayrı ayrı taşındığını belirten Feng, filmde, bunlardan yalnızca bir tanesini aktarmaya çalıştıklarını söyledi.

Feng Xiaogang, “depremlerin asıl sarsıntısı, binalarda değil, kalplerde hissediliyor” diyordu…

Filmin Japonya gösterimi ertelendi

Geçtiğimiz yılın mart ayında Japonya, 9 büyüklüğünde, tarihinin en büyük depremlerinden biriyle sarsıldı. Depremi takiben oluşan tsunami dalgalarının Fukuşima nükleer santralinde yarattığı arızaya karşı, hayatlarını ortaya koyarak çalışan işçilerden biri şunları söylüyordu:

“Ailem, kasabam, yakınlarım… tsunamide yok oldu… Normal şartlarda, onları aramaya koşardım. Ancak, şimdi… Santral bir savaş alanı gibi, felaketi önlemek için, sonuna kadar savaşacağız.”

Aftershock filminin, Japonya’da 26 Mart 2011’de gösterime girmesi planlanıyordu. Ancak Japonya’da meydana gelen deprem nedeniyle, gösterim iptal edildi. Japon dağıtımcı şirket yaptığı açıklamada, Japon halkının duygularını incitebileceği için, filmin gösterimini belirsiz bir tarihe ertelediklerini bildirdi.

ABD dışındaki ilk IMAX film

Aftershock, Çin sinema endüstrisinin teknik açıdan en üst düzey filmi olma özelliği taşıyor. IMAX teknolojisiyle çekilen film, ABD dışında bu teknolojinin kullanıldığı ilk ticari yapım olma özelliğini taşıyor. Filmin yapımcı şirketi Huayi Brothers, bu konuda yaptığı açıklamada, film çekimleri boyunca, bu teknolojinin gerektirdiği bütün sistemle birlikte, teknik personeli de kiraladıklarını bildirdi. Şirket, sistemin günlük maliyetinin 500 bin yuene kadar çıktığını belirtti.

Aftershock, Çin’de izlenme rekorları kırdı. 22 Temmuz 2010’da vizyona giren film, henüz üçüncü haftasında 78 milyon dolarlık gişe geliri rekorunu eline geçirdi. Film, 4. Asya Pasifik Sinema Ödülü’nü kazandı. Hiç kuşkusuz, Aftershock, şimdiden Çin sinema klasikleri arasındaki yerini aldı.

28 Temmuz 1976’da meydana gelen Tangshan Depremi, ölü sayısı bakımından 20. asrın en büyük felaketlerinden biridir. Depremde 240 bin kişi hayatını kaybetti.

Not: Blog içeriğinin kullanılması, ahlâk dışıdır. Copy-paste’i metne değil, linke uygulayalım..