Etiketler

, , ,

Feng Xiaogang, deprem filminin ardından yine ölüm temalı bir filmle karşımızda. ”Back to 1942” bu hafta Çin genelinde gösterime girdi. Yönetmen Feng, China Daily’nin sorularını yanıtladı…

Çin halkının yaşadığı onca felaket varken neden bu konuyu seçtiniz?

Liu Zhenyun’un romanı ilk bakışta sadece Henan eyaletiyle ilgili gibi görünebilir; ancak bütün Çin halkıyla ilgili bir roman. Dünyada ve hatta Çin’de çok az kişi 1942’deki açlık olayını biliyor. Biz, yaşadığımız felaketkeri çok kolay unutan bir halkız. Bu felaketlerin yeniden yaşanmasını önleyebileceğimiz şüpheli.

Filmde, kasabadan eyalete uzanan panoramik bir bakış açısı kullanıyorsunuz. Neden böyle bir yaklaşımı tercih ettiniz?

Bu yaklaşım, sadece benim filmlerim için yeni değil; Çin sinemasında da daha önce böyle bir iş yapılmadı. Bir hikayeyi film haline getirmeyi neredeyse imkansızlaştıran üç şey var: Birincisi, filmin, merkezi bir olay örgüsü olmaksızın, hikayeye sadık kalarak ilerlemesi. İkincisi, birbirleriyle etkileşimi olmayan ama bütünün parçası olan karakter grupları. Üçüncüsü, senarist, yönetmen ve film şirketi, bir proje üzerinde yıllarca azimle çalışmalı, ki ortaya hiçbir dâhinin bile yaratamayacağı bir eser çıksın.

Filmde Adrien Brody ve Tim Robbins gibi önemli isimler var; biraz lüks değil mi?

Bu filmde lider yok. Herkes birbirini destekleyici olarak filmde yer alıyor. Hollywood yıldızları filmde kendi paylarına düşeni biliyordu. Onlar baş rol ve yüksek ücret için gelmediler. Onlar iyi bir senaryo olduğuna inandıkları için buradalar ve çok sıkı çalıştılar.

Aftershock adlı filminiz de ölümü konu alıyordu. Ancak son filminizin yaklaşımı biraz farklı gibi…

İnsan, çaresizliğe düştüğünde derin bir üzüntü hissediyor ancak yine de hayatta kalmak için bir umut besliyor. Umut yoksa ve sadece çaresizlik varsa, insanlar duygusuzlaşıyor. Kalıntılar arasında tomurcuklanan yabani otlar gibi. Onların tek ihtiyacı yemek; bu durumda insanlar her şeye başvurabilirler, yamyamlığa bile.

Hukuk ve dinin tasvirinde bir kara mizah dikkat çekiyor..

Kara mizah değil o; insan doğasının karanlığı.

İçinde yetiştiğimiz sınıf mücadelesi teorisine aykırı bir durum olarak, açlık döneminde efendi ile köle eşit oluyor.

Bunlar birbiriyle ilişkili. Önceden belirlenmiş bir modeldeki ilişkileri değiştirmeye çalışmak, yaşamın gerçekliğine aykırı.

Bu film, hayatta kalma içgüdüsü ile politika yapma arasındaki çatışmayı anlatıyor diyebilir miyim? Ayrıca, bu felâkete neden olan neydi; sistem mi, bizim ulusal karaterimiz mi?

Her ikisi de. Statükodan memnun, eylemsizliğe ve yolsuzluğa hoşgörülü olan ulusal karakterimiz bu sistemi etkinleştirdi. Fakat insanlara yaşam ve ölüm arasında bir seçim hakkı tanındığında, onlar kararlarını verecektir. Çin halkı, hayatta kalma hakkı tehdit edilmediği sürece, sessiz kalabilir. Çin halkının, dünyanın en iyi ulusu olduğunu söyleyemem ama kesinlikle en kolay yönetilen ulusu.

Başarılı bir yönetmen, insanları sadece eğlendirecek hikayeler anlatmak yerine, onları, acımasız da olsa gerçek üzerine düşünmeye yönlendirmeli mi?

Ben ilk filmimi yapmadan önce ”Back to 1942” filmini yapmaya karar verdim. Diyebiliriz ki yaptığım her şey, rüyanın gerçeğe dönüşmesine yardım etmek içindi. Evet bir risk var ama bu riskin izleyiciler ve piyasanın ötesinde olduğuna inanıyorum; bunu ne ben ne de yapımcı firma kontol edebilir. Fakat risk almaya değer.